Rüzgarın Hevesi

Paylaş...
Share on Facebook0Tweet about this on Twitter0Share on Google+0Pin on Pinterest0
Will of the Wind
William Brandon(İngilizce)
Rüzgarın Hevesi
William Brandon(Türkçe)
 Mrs. Hackett found her in her bedroom crying. She
stood in doorway and said seriously, “ I came in to
borrow some sugar, Sylvia. The door was open so I just walk in.
Now what’s on earth ‘s wrong with you?
Sylvia sat up and dried her eyes. Her skirt was wrinkled
and her black hair hung in disorder over her forehead. A pin had
come out of her imitation lace collar and it had fallen down to
catch in the little red buckle at her waist. She said shakily, “Hello,
Mrs. Hackett. Nothing.”
Mrs. Hackett drew down the corners of her mouth.
“Nothing, indeed. It’s because of Chip wanting leave here and go
to Canton. Isn’t it? Of course it is.”
Sylvia pushed her hair aside out of her eyes. “ I won’t do
it,” she said angrily. “I won’t.”
“Mm,” Mrs. Hackett said sourly. “A boy’s will is the wind’s
will. ’That’s a poem. It’s the truest thing in the world. It doesn’t do
any good to fight against it. Remember that and you’ll have it
easier’’
“I won’t do it. I won’t move around to one mill after another
all my life, and never have anything, no home, and no-nothing! I
won’t!”
“Well it’s his job if he wants to give it up.”
“It isn’t! It’s just as much mine as it is his. I don’t believe in
that old idea that a woman’s just a-a slave, to follow a man
around whatever he happens to want to do!”
“ O h, you don’t,” Mrs. Hackett said. “And just what can
you do about it?”
S ylvia bowed her head and dried her cheeks with her
handkerchief. “I don’t know,” she said.
 Bayan Hackett onu yatak odasında ağlıyorken buldu.
Kadın kapı aralığında durdu ve ciddi bir şekilde “Sylvia,
biraz şeker ödünç almak için gelmiştim. Kapı açıktı ben de içeri
girdim. Şimdi Allah aşkına neyin var yine?”
Sylvia dik oturdu ve gözlerini sildi. Eteği buruşmuştu ve
siyah saçları alnının üzerine dağınık şekilde sarkmıştı. Taklit
dantele benzeyen yakasından bir iğne dışarı çıkmıştı ve
bluzundaki küçük kırmızı kopçayı tutturmak için aşağı doğru
uzanıyordu. Sesi titreyerek “Merhaba Bayan Hackett, bir şey
yok” dedi.
Bayan Hackett çenesinin kenarlarını ovarak “hiç bir şey yok,
gerçekten. Chip’in buradan ayrılıp Canton’a gitmek istemesinden
dolayı, değil mi. Elbetteki öyle.”
Sylvia saçlarını gözlerini önünden yanaklarına doğru itti.
Sinirli şekilde “Bunu yapmayacağım” dedi . “Yapmayacağım.”
Karamsar bir şekilde “hımm” dedi Bayan Hackett. “’Genç
bir erkeğin arzuları rüzğarınki gibidir.’ Bu bir şiirdir. Dünyadaki en
doğru şey. Buna karşı savaşmanın hiç bir faydası yoktur. Bunu
hatırla ve böylece daha kolay kabulleneceksin”
“Bunu yapmayacağım . Hayatım boyunca bir değirmenden
ötekine dolaşmayacağım, ve asla bir şeyin olmayacak, evin
olmayacak, hiç bir şeyin olmayacak; bunu yapmayacağım.”
“Bu onun işi isterse bırakabilir.”
“Öyle değil . Onun olduğu kadar benim de işim. Şu eski
fikre,- Kadını her istediğini yapmak isteyen bir erkeğin peşinden
koşan bir köle gibi gören – fikre inanmıyorum!”
“Ooo , inanmıyor musun?” “Peki, sen onunla ne
yapabilirsin?” dedi Bayan Hackett.
Sylvia başını öne eğdi ve yanaklarını mendiliyle kuruladı.
“Bilmiyorum” dedi.
 


 “ O f course you don’t. You’re nothing but a child,”
Mrs. Hackett said.” You’ll be twenty years finding out what to do
and by that time it’ll be too late to do you any good. Unless
there’s somebody around to tell you to begin with. Somebody
who knows.”
Sylvia was not impressed. “What could you tell me Mrs.
Hackett? What could anyone do? I’ve argued with him until I’m
almost crazy but he – doesn’t even listen any more. He’s got his
mind set on moving on, to something different that won’t be any
different at all, and he’ll want to go again, and—“
“A boy’s will is the wind’s will, “ said Mrs. Hackett, “That’s
what the poem says. It’s just as true of a man or an old man, for
that matter. The older they get the truer it gets, I guess. Only
they give up trying to do anything about it after so long a time.”
She pushed up her lower lip and looked down her nose at Sylvia.
“Like Mr. Hackett.”
Sylvia looked up, surprised. “You mean Mr. Hackett used
to – want to—“
“He was the hardest man to hold down in this town. He
got tired of everything, that was his trouble. It’s sort of laziness,
that’s all it is. But he stuck here. He stuck, all right.”
“Why?” Sylvia asked. “What did you do?”
“Well,” Mrs. Hackett said, “you can take it for what it’s
worth, Sylvia. It worked with Mrs. Hackett, I know that.”
“But what was it?”
“Whenever he got all excited about leaving here and going
away some place to look for something he thought was better,
I simply gave him his way. I didn’t oppose him in the least.”
Sylvia looked disappointed and confused. “Oh.”
“But,“ Mrs. Hackett said profoundly, “he didn’t know it. “
 “Elbette bilmezsin. Henüz daha bir çocuksun.” dedi Bayan
Hackett. “Ne yapacağını öğrenene kadar yirmi yaşına
basacaksın ve ve o zaman da kendin için bir şeyler yapmak için
çok geç olacak. Tabii etrafında bulunanlardan biri sana nereden
başlayacağını söylemediği sürece. Birisi kim bilir.”
Sylvia etkilenmemişti. “Bana ne söyleyebilirsiniz ki , Bayan
Hackett? Kim ne yapabilir ki? Onunla deli oluncaya kadar
tartıştım fakat beni dinlemedi bile. Gitmeyi kafasına koymuş,
sonunda hiç bir farklılık yaratmıyacak farklı bir şeye ve tekrar
gitmek isteyecek ve…”
“Genç bir erkeğin arzuları rüzğarın isteğidir” dedi Bayan
Hackett. Şiirin söylediği bu. Bu konu genç bir erkek için ne kadar
doğruysa yaşlı bir adam için de öyledir. Yaşlandıkça daha doğru
olur, tahminimce. Sadece çok uzun bir zaman sonra bu konu
hakkında bir şeyler yapmayı bırakırlar.” Alt dudağını yukarı
doğru büktü ve burnundan aşağıya Sylvia’ya baktı. “Bay Hackett
gibi” dedi.
Sylvia kafasını kaldırdı, şaşırmıştı. “Yani Bay Hackett da
gitmek isterdi….?”
“Bu kasabada tutulması en zor adamdı. Onun sıkıntısı
herşeyden bıkmasıydı. Bir çeşit tembellikti, hepsi bu kadar. Fakat
burada kaldı. Burada kaldı, tamam mı?”
“Niye , ne yaptınız ki?” diye sordu Sylvia.
“Şey, değeri ne ise o kadarıyla alabilirsin, Sylvia. Bay
Hackett’ta işe yaradı, bunu biliyorum.”
“Fakat o neydi?”
“Ne zaman burayı terk edip ve daha iyi olduğunu
düşündüğü birşeyler bulacağı başka yerlere gitmekle ilgilendiyse;
ben açıkça ona yolu gösterdim. Hiç bir şekilde ona engel
olmadım.”
Sylvia şaşırmış ve hayal kırıklığına uğramış bir şekilde baktı
“Yaa! ” dedi.
“Fakat “ dedi Bayan Hackett “O bunu bilmiyordu.”
 “I always took him on a trip. Just a week or so. And I kept
him on the jump every minute of it. I always liked little trips
around, anyway. Well, bye the time that man would get home
again he’d be so tired of jumping around that he wouldn’t have
left for a thousand dollars. “That,“ Mrs. Hackett said, “is
something you find about men, Sylvia. They like to start but they
like to get back home a whole lot more.”
Sylvia said doubtfully. “It doesn’t seem that Chip would—“
“Maybe he wouldn’t. I’m the last person in the world to try to give
other people advice, Sylvia. Nobody wants it and I guess
everyone has to live his own life, anyway. But Mr. Hackett says
that they’re shutting down the mill for a week, and if Chip was to
spend that week in a car traveling along fast from one place to
another, without even a chance to catch his breath….Well, a
boy’s will is the wind’s will’—the idea of that is that the wind can
change in a minute.”
“But what if he wouldn’t want to go?”
“Mm. You tell him you want a little vacation before you
move to Canton. If he thinks that you‘ve given in to him about
moving to Canton, he’ll take you. You try it and see.”
They went up into Michigan, west to Wisconsin, down
through Minnesota and Iowa and St. Louis to Memphis, east to
Knoxville and up through Louisville to come to home. They were
gone six days. Each day Sylvia arranged it so that they got up
very early and were on the highway by daylight and she kept on
the job, planning the things to visit at the next stop, until late at
night. She called upon Chip to stop often at roadside stands and
she filled him with hot dogs, soft drinks and bad coffee. She was
surprised and delighted at the dull look that appeared in his eyes
on the third day.
Mrs. Hackett came over the day after they returned to
bring back the cup of sugar she had borrowed.
 “Her zaman onu bir geziye çıkardım. Sadece bir hafta veya
biraz fazla . Gezinin her dakikasında onu meşgul ettim. Neyse
küçük gezilerden her zaman hoşlanmışımdır. Yani , tekrar eve
geldiği zaman o etrafta dolaşmaktan çok yorgun düşmüş olurdu
ki bin dolar verseydiniz bile tekrar gitmezdi.” “Bu” dedi Bayan
Hackett “senin erkekler hakkında öğrendiğin bir şey, Sylvia.
Onlar başlamaktan hoşlanır ama en sonunda eve dönmekten
çok daha fazla hoşlanırlar.”
Sylvia tereddütle “Chip vazgeçecek gibi gözükmüyor”
“Belki vazgeçmeyecek. Dünyada diğer insanlara öğüt
verecek son kişiyim, Sylvia . Kimse tavsiye istemez ve bence
herkes yine de kendi hayatını yaşamak zorundadır. Fakat Bay
Hackett değirmeni bir haftalığına kapatacağını söylüyor, ve eğer
Chip bu haftayı bir şehirden diğerine hızlıca, hatta nefes
almasına bile fırsat vermeden arabayla yolculuk yaparak
geçirirse….. genç bir adamın isteği, rüzğarın isteğidir. Bu
rüzğarın bir dakika içinde değişebileceği fikridir.”
“Fakat; ya gitmek istemezse?”
“Hımm, sen ona Canton’a gitmeden önce ufak bir tatile
çıkmak istediğini söyle. Eğer senin Canton’a gitme fikri hakkında
ona boyun eğdiğini düşünürse, seni tatile götürür. Dene ve gör.”
Michigan’ın kuzeyine, doğuya Winconsin’e, aşağı doğru
Minnesota ve Iowa ve St. Louis’den Memphis’e, batıya
Knoxville’ne ve eve gelmek için yukarıya Louisville’ye gittiler. Altı
günlüğüne gitmişlerdi. Her gün Sylvia geziyi düzenledi
dolayısiyle çok erken kalktılar ve gündüzleri otoyoldaydılar ve bir
dahaki duracakları yerde neleri ziyaret edeceklerini planlama işini
Sylvia gece geç saatlere kadar sürdürdü. Sylvia Chip’ten sık sık
yol kenarındaki büfelerde durmasını istedi ve ona sosisli
sandöviç , alkolsüz içecekler ve kötü kahve yedirip içirtti. Üçüncü
gün Chip’in gözlerinde görünen donuk bakışlara şaşırıp ve
sevindi.
Döndüklerinin ertesi günü Bayan Hackett ödünç almış
olduğu bir kase şekeri geri vermek için çıka geldi.
 She said, “Well !” and paused expectantly, holding the cup
of sugar in both hands.
“He went back to work today,” Sylvia said. There was a
tired note in her voice. “He hasn’t said a thing about going to
Canton for several days.”
“Mm! And what did he say when he got home?” She
asked. “That he never thought home would look so good to him?”
Sylvia nodded. She sat down on a kitchen chair and for a
moment seemed lost in thought. “He said exactly that,” she said
at last.
“ You won’t even be able to get him to move out of the
house to go to a movie for a month. I told you. “Wind’s will,”
that’s the poem. They’re all alike, all men.” She put the cup of
sugar on the kitchen cabinet and looked at Sylvia. “But I wouldn’t
say that you look so happy about it, Sylvia. You’re tired.”
Sylvia rested her chin on her hand. She sighed and said,
“I’m a little tired of this town, I guess. I was just thinking, when we
came back yesterday, and it looked so …so old and so dirty and
dull and tiresome…and I thought that we’ll spend all our lives
here, with nothing to do except the same old … oh, I was just
thinking.”
Mrs. Hackett drew back and looked at Sylvia seriously and
then said. “You’re just tired, Sylvia. My goodness. That long
trip—“
Sylvia looked up and her eyes were shining. “But I’m not
tired,” she said. “I had a wonderful time.”
 “Eee!?!” dedi ve her iki eliyle şeker kabını tutarak umutla
bekledi.
“Bugün işe geri döndü” dedi Sylvia. Sesinde yorgun bir
ifade vardı. “Bir kaç gündür Canton’a gitmeyle ilgili bir şey
söylemedi!”
“Hımmm ! Peki eve geldiğinde ne söyledi ?” diye sordu.
“Evin ona hiç bu kadar güzel göründüğünü asla düşünmediğini.”
söyledi. Sylvia başını salladı. Mutfak sandalyesinin birine oturdu
ve bir an için düşüncelere dalmış gözüktü. “Aynen öyle söyledi!”
dedi en sonunda.
“Bir ay boyunca onu sinemaya gitmek için bile evin dışına
çıkaramayacaksın. Sana söylemiştim.”Rüzgarın arzuları” işte şiir
bu. “ Onların hepsi aynı ,bütün erkekler”. Şeker kasesini mutfak
dolabına koydu ve Sylvia’ya baktı. “Ama senin bu konudan çok
mutlu göründüğünü söyleyemem. Çok yorgunsun.”
Sylvia çenesini ellerinin üzerine dayadı. İçini çekti ve
“Sanırım bu kasabadan bir parça sıkıldım. Sadece dün geri
geldiğimizde düşündüm ve bu kasaba çok eski, kirli, sıkıcı,
bunaltıcı göründü ve düşündüm de bütün ömrümüzü burada
geçireceğiz, yapacak bir şey olmadan sadece aynı eski ….Aman,
Sadece düşünüyordum!”
Bayan Hackett geri çekildi ve ciddi bir şekilde Sylvia’ya ya
baktı ve “Sadece yorgunsun, Sylvia. Aman Allahım, şu uzun gezi
…..”dedi.
Sylvia başını kaldırıp baktı, gözleri parlıyordu. “Fakat ben
yorulmadım ki” dedi. Harika bir zaman geçirdim.