On Basamak

Paylaş...
Share on Facebook0Tweet about this on Twitter0Share on Google+0Pin on Pinterest0
Ten Steps
Robert Littell(İngilizce)
On Basamak
Robert Littell(Türkçe)
 I put on a clean collar. I was in our room on the second
floor where I could see into the Hubbel’s yard , and the
ring on the stone post where they tie up their dog. The dog
wasn’t there. The collar which I took off had two kinds of laundry
mark on the inside, one mark from the laundry where I used to
take my shirts and a second mark from the present laundry.
Then I washed my hands.
The soap was worn down so that there was almost none
left. It was as soap that smelled like salad. I turned off the water,
but the water still went drip- drip from the faucet. I dried my
hands. I hung the towel on the left end of the rod. The right end
of the rod is for Mae. The rod is glass and some day it will come
loose and fall down and break. I shut the bathroom door so that I
would not hear the drip-drip of the water from the faucet.
I went into the room again which is for Mae and mine. On
her bed in the day time she keeps a French doll with big eyes.
Where the back of the bed hits the wall there is a mark. I moved
out the bed, and I saw the mark. It is black and a yard long. The
doll fell of and I put it back on the bed so it could not look at me
when I went out. Then I went out.
I was is the hall , and I shut my eyes. I didn’t know what
kind of wallpaper there was in the hall. I thought that it would be
green, but when I opened my eyes again it was more blue than
green, with a woman , with a basket, and a lamp. Around the
door the wallpaper was cut off, and there was only the lamp;
eight times from ceiling to the flour , no woman , and no basket
but only the lamp. I could touch to the ceiling when I stood on my
toes.
Next to our room is the extra room, which we do not use. I
went into that. The back of the mirror was peeling off , and both
windows were closed.
 Temiz bir kazak giydim.Hubbel’in bahçesini ve köpeklerini
bağladıkları kaya üzerine çakılı halkayı görebildiğim ikinci kattaki
odamdaydım.Köpek orada değildi.Çıkardığım kazağın iç
tarafında iki çeşit çamaşırhane etiketi vardı,bir tanesi şimdiki
diğeri ise daha önce gömleklerimi götürdüğüm
çamaşırhanenindi. Sonra ellerimi yıkadım.
Sabun eridi gitti ve neredeyse hiç kalmadı. Salata gibi
kokan bir sabundu.Suyu kapattım fakat su hala musluktan
damlıyordu.Ellerimi kuruladım.Havluyu çubuğun sol ucuna astım
.Çubuğun sağ uç tarafı Mae içindi.Çubuk camdandı,zamanla
gevşedi ve düşerek kırıldı.Musluktan damlayan suyun sesini
duymamak için banyo kapısını kapattım.
Tekrar Mae ve bana ait olan odaya girdim . Gün içinde
yatağının üzerinde büyük gözlü Fransız yapımı oyuncak bir
bebek bulundururdu. Yatağın arka tarafında duvara vurduğu
yerde iz oluşmuştu. Yataktan çıktım ve ize baktım. Siyah ve 1
yard uzunluğundaydı. Oyuncak düştü. Onu tekrar yatağın
üzerine geri koydum. Odadan çıkarken oyuncak bana
bakamıyordu. Sonra dışarı çıktım.
Koridordaydım,gözlerimi kapadım. Koridorda ne çeşit bir
duvar kağıdı olduğunu bilmiyordum. Yeşil olabileceğini
düşündüm, fakat gözlerimi tekrar açtığımda yeşilden çok
maviydi;kadınlı,sepetli,lambalı. Kapı civarında kağıt kesilmişti
;yerden tavana kadar sekiz tane lamba vardı, sadece lamba
kalmıştı kadın ve sepet yoktu. Parmak uçlarımda yükseldiğimde
tavana dokunabiliyordum.
Odamızın bitişiğinde kullanmadığımız ekstra bir oda
vardı. O odaya girdim. Aynanın arkası soyulmuştu ve iki
pencerede kapalıydı.
 


 On the window there was a large fly, and I opened the
window and drove him out and he flew away. And in the window
frame there was a long nail ;and I took off my shoe and drove in
the nail with the heel of my shoe. Then I put on my shoe again. I
measured the room by walking across in each direction from
one wall to other . It is ten by fourteen.
I came into the parlor from the door across from the desk.
The desk has three drawers down one side. I took out an
envelope from the bottom drawer and put some money in it and
wrote “ For Mae “ on it and put it on the top of the desk. The
curtains in the parlor were red. Where the sun hits them there is
a part that is not red , but pink. There was a magazine on the
table called Movieland, and I started to read it, but I did not read
it. I went over the fireplace and looked at the rest of the room
from there , and I saw the table and the carpet and how two
chairs were facing right towards each other. I sat down on one of
them and one of it’s legs was shorter than the others, and I got
up and went into the kitchen.
In the kitchen I saw Mae shelling peas. She forces the
peas out of the shell with her thump and they fell into the bowl.
There were three peas on the floor and I picked them up and put
them in my pocket. The kitchen floor was laid in linoleum with
blue and white squares two inches squares. Mae was sitting on a
stool, reading a paper placed in front of her. She did not turn
around when I came in. She said, ‘’When you come back bring
some stove polish with you.’’
I said I was going now.
I went out through the back door into the yard. There I saw
my kid playing with some sand and toy truck, and then running
the truck back and forth through sand. The sand was wet, and I
could see the print of his hand on it. It was his left hand. I said,’
’so long, son,‘’ to him, but he didn’t say anything. He was too
busy with his truck and the sand.
 Camın üzerinde büyük bir böcek vardı. Pencereyi açtım,böceği
defettim, uçtu gitti. Pencerenin çerçevesinde uzun bir çivi vardı.
Ayakkabımı çıkardım , topuğu ile çiviyi çaktım; tekrar giydim.
Odayı bütün yönlerden yürüyerek duvardan duvara ölçtüm. 10 x
14 ‘tü. Masadan başlayıp kapıdan geçerek salona girdim.
Masanın bir tarafında üç çekmecesi vardı. En alttaki
çekmeceden bir zarf aldım, içine biraz para koydum,üzerine
“Mae için” yazdım ve masanın üzerine bıraktım. Salondaki
perdeler kırmızıydı. Güneşin vurduğu perdelerde kırmızı
olmayan, pembe olan bir kısım vardı. Masanın üzerinde
Movieland adında bir dergi vardı. Dergiyi okumaya başladın fakat
okumadım. Şöminenin üzerine çıktım ve odanın geri kalanına
oradan baktım. Masayı, halıyı ve tama olarak biri birine bakan iki
koltuğu gördüm. Bir tanesinin üzerine oturdum; bir bacağı
diğerlerinden kısaydı. Kalktım ve mutfağa gittim.
Mea yı bezelyeleri soyarken gördüm. Baş parmağıyla
bezelyeleri kabuklarından çıkmaya zorluyordu ve bezelyeler
kasenin içine düşüyordu. Zeminde üç bezelye tanesi vardı.
Onları topladım ve cebime koydum. Mutfağın tabanı mavi-beyaz
renkli,2 inch lik kareli muşambayla döşenmişti. Mae taburenin
üzerinde oturuyor ve önündeki gazeteyi okuyordu. İçeri
girdiğimde bana dönmedi. “Geri döndüğünde biraz fırın cilası
getir” dedi.
“şimdi gidiyorum” dedim.
Bahçedeki arka kapıdan çıktım. Orada kum ve
oyuncaklarla oynayan çocuğumu gördüm. Kumu oyuncak
kamyona koyuyor, kamyonu itiyor boşaltıyordu. Kum nemliydi,
üzerinde çocuğun el izini görebiliyordum. sol elinin iziydi.
“Hoşça kal evlat” dedim. O hiçbir şey demedi. Kum ve kamyonu
ile çok meşguldü.
 Then I went to the garage, and unlock the door. I
ran a cloth over the windshield of the car, and it was scratched in
a half circle where the windshield wiper wipes it. And I stood
there a couple minutes, and then I closed the doors and walked
alongside of the house to the frond and looked at my watch. It
was twenty minutes to ten.
Then I walked down the wooden steps to the sidewalk,
and I counted the steps. I counted ten steps, I thought I counted
the last step, but perhaps I didn’t . I walked down the street, and I
looked back, and saw the house , and there was one window
with a shade halfway down, and I wanted to go back and count
the steps again to make sure, but I didn’t. I walked down to the
corner and took the bus and got off at the police station and
found Captain Rogers and told him that if they were looking for
the man who killed Sam Mathews they should arrest me
because I had done it.
Captain Rogers asked me if I want to write out a
confession and I said that I would, but before I tell them how I
killed Mathews I want to write down the last things which I saw in
my house and how I remember them, because now I will want
always to be able to remember about all those things that I won’t
ever see again.
 Sonra garaja gittim ve kapı kilidini açtım.Arabanın ön
camındaki örtüyü kaldırdım,cam sileceklerinin sildiği yerlerde
yarım daireler oluşmuştu.Bir iki dakika orada kaldım ,kapıları
kapattımevin yanından ön tarafa doğru yürüdüm ve saatime
baktım. Saat ona yirmi vardı.
Ahşap basamaklardan kaldırıma doğru yürüdüm ve bu
basamakları saydım. On basamak saydım, son basamağı
saydığımı düşündüm ama belki de saymadım.
Sokaktan aşağı doğru yürüdüm ,geriye baktım ve evi
gördüm, yarı açık gölge li bir pencere vardı.Geriye dönüp emin
olmak için basamakları tekrar saymak istedim.Fakat
gitmedim.Köşeye kadar yürüdüm ,otobüse bindim polis
karakolunda indim ve yüzbaşı Ragers’ı buldum.Sam Matthews’ü
öldüren adamı arayorsanız beni tutuklayabilirsiniz çünkü onu ben
öldürdüm dedim.
Yüzbaşı Ragers itirafımı yazmak isteyip istemediğimi
sordu,yazabileceğimi söyledim fakat önce onlara Matthews’ü
nasıl öldürdüğümü anlattım.Yazmak istediğim son şeyler evimde
gördüklerim ve onları şimdi nasıl hatırladığımdı.Çünkü şimdi, bir
daha asla göremeeceğim bütün o şeyleri her zaman
hatırlayabilmek istiyorum.