John Rossiter’in Karısı

Paylaş...
Share on Facebook0Tweet about this on Twitter0Share on Google+0Pin on Pinterest0
John Rossiter’s Wife
Charles G. Norris(İngilizce)
John Rossiter’in Karısı
Charles G. Norris(Türkçe)
The most fascinating place in the United States is Palm
Beach and the most interesting spot in Palm Beach is
“Whitney’s.” The name isn’t Whitney’s at all, but anyone who has
ever been to Palm Beach will know the establishment to which I
refer.
Whitney’s is a restaurant and a gambling place, and
sooner or later everybody who comes to Palm Beach visits
Whitney’s.
There is no restaurant or hotel in France, Italy, Germany,
or Spain whose food can compare with Whitney’s. At Whitney’s
there are no menus; you order what you wish from an endless
variety of special foods, anything from duck soup to bird’s
tongues – and the surprising fact is that you get what you order.
But on your first visit to Whitney’s you often pay little attention to
what you eat, for very soon, as the room commences to fill, you
can hardly believe your eyes. At every table you soon recognize
someone who is either famous or notorious.
After lunch this brilliantly dressed group of persons goes
down to the gambling room. By two o’clock this room is well
filled, by three it is crowded, and it remains so until early hours of
the morning. It’s far more interesting and better conducted than
Monte Carlo. I was deeply impressed, and soon I welcomed an
opportunity to meet Mr. Whitney himself.
We found him in a small, businesslike office hardly large
enough to hold the big old-fashioned roll-top desk and a chair or
two. Perhaps there was a safe; I can’t remember. The office was
protected by some iron bars, and there was a uniformed
attendant at the door who admitted us after Mr. Whitney had
given the word he would see us.
I found him a man square of jaw, cold of eye, his face
rather unexpressive – much what I expected.
 Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyüleyici yeri Palm
Sahili, Palm Sahili’nin en iliginç köşesi de Whitney’in
Yeri’dir. Gerçekteki ismi elbetteki bu değil ama, Palm Sahili’ne
gelen herkes kastettiğim bu yeri bilir.
Whitney’in Yeri bir restoran, aynı zamanda da bir kumar
merkezidir. Palm Sahili’ne gelen herkes er ya da geç burayı
mutlaka ziyaret eder.
Fransa, İtalya, Almanya ve İspanya’daki hiç bir otel veya
restoranın yaptığı yemekler Whitney’in Yeri’ndekilerle boy
ölçüşemez. Whitney’in Yeri’nde menü yoktur, siz sadece ördek
çorbasından kuş diline kadar her ne istiyorsanız siparişini
veriyorsunuz ve siparişiniz kısa sürede yerine getiriliyor. Ama
Whitney’in Yeri’ni ilk ziyaretinizde ne ne yediğinize fazla önem
vermezsiniz. Çünkü restoran dolmaya başlayınca gözlerinize
inanamazsınız. Her masada ya bir ünlü ya da kötü şöhretli birini
görebilirsiniz.
Öğle yemeğinden sonra bu şık giyimli insanlar aşağı kata
kumar odasına inerler. Saat iki gibi oda epeyce dolu bir hal alır.
Saat üçte iyice kalabalıklaşır ve sabaha kadar bu kalabalık hiç
eksilmez. Monte Carlo’ya göre daha ilgi çekici ve daha iyi
yönetilen bir yerdir. Ben de bu özelliklerinden çok etkilendim ve
çok geçmeden restoran sahibi Bay Whitney ile bizzat tanışma
fırsatı da buldum.
Bay Whitney’i içine büyük bir antika yazı masası ve bir
veya iki sandalye alabilecek genişlikteki küçük bir ofiste bulduk.
Odada tam olarak hatırlayamıyorum ama muhtemelen bir de
çelik kasa vardı. Oda demir çubuklarla korunuyordu ve kapıda,
Bay Whitney’in görüşmeyi kabul etmesi üzerine bizi içeri davet
eden üniformalı bir görevli vardı.
Bay Whitney umduğum gibi birisiydi. Oval çeneli, soğuk
bakışlı ve nispeten anlamsız bir yüzü olan bir adamdı.
 


 He runs his gambling place as a business – and it is a matter of
pride with him that it is conducted in an efficient, businesslike
way. It is said that his profits are two million dollars a season,
and I doubt this just as one doubts the salaries of motion picture
stars.
However the man had a strong personality. He interested
me. I liked him. I wanted to talk to him, but it was difficult. He was
not a very communicative person. Soon I asked him how much
he lost a season in the way of bad checks and bad debts. He
said approximately two hundred thousand dollars, which he
didn’t seem to consider heavy. As he spoke of this a light came
into his eyes, and a faint smile appeared on his lips.
“I had a rather interesting experience the other day,” he
said. “I was sitting in my office one morning when word was
brought to me that a lady wanted to see me; ‘Mrs. John Rossiter,’
the man told me. I knew who John Rossiter was, so I told him to
show her in.
“Before she said a word she began to cry, not bitterly; but
tears came into her eyes and began to run down her cheeks, and
she kept wiping them away with her handkerchief, trying all the
time to control herself. I don’t like that sort of thing, you know,
and I usually avoid it, but this rather impressed me. I felt sorry for
her before she opened her mouth.
“Her husband had been gambling, she told me, and on
Wednesday – the day before – had lost thirty thousand dollars.
I’ve been acquainted with John Rossiter off and on for five or six
years. Every year he has been coming down here, and I’ve
known him well enough to say ‘Hello,’ but not much more
intimately than that. At any rate, I’ve always had a good feeling
about Rossiter. He was a clean-cut man, a good sport, well liked,
belonged to a club, and was rather popular everywhere. I had
seen him year after year here, but I hadn’t an idea of how he
played or what he won or lost.
 Kumarhanesini bir işyeri edasıyla yönetiyordu ve bu etkili ve
işyeri benzeri yönetim de onun için bir gurur kaynağıydı. Sezon
başına karının iki milyon dolar olduğu söyleniyordu ama nasıl
birisi Hollywood artistlerinin maaşına inanmazsa ben de buna
inanmıyordum.
Yine de adam güçlü bir şahsiyete sahipti. Benim de ilgimi
çekti, ondan hoşlandım. Onunla konuşmak istedim ama iletişim
kurmak konusunda pek istekli birisi değildi. Sonunda bir sezonda
ödenmeyen çekler ve borçlardan dolayı ne kadar kaybettiğini
sordum. Kendisi için çok olmadığını belli edecek bir tavırla
hemen hemen iki yüz bin dolar kaybettiğini söyledi. Bunu
söylerken gözleri parladı ve dudaklarında zayıf bir gülüş belirdi.
“Önceki gün oldukça ilginç bir deneyim yaşadım” dedi. Sabah
ofisimde otururken hizmetkar, bir bayanın benimle görüşmek
istediğini, isminin de Bayan John Rossiter olduğunu söyledi.
John Rossiter’i tanıdığım için eşiyle görüşmeyi kabul ettim.
Bayan içeri girer girmez daha ağzını açmadan ağlamaya
başladı ama şiddetli değil. Gözleri yaş doldu ve yanaklarından
süzülmeye başladı. Kendini kontrol etmeye çalıştı. Gözlerinden
yanaklarına süzülen yaşları mendiliyle silmeye çalışıyordu. Bu tür
olaylardan aslında pek hoşlanmam, hatta kaçınırım ama bu
durum beni oldukça etkiledi. Daha ağzından bir tek söz
çıkmamasına rağmen onun için üzüntü duydum.
Kocasının bir gün önce – Çarşamba günü – kumarda otuz
bin dolar kaybettiğini söyledi. Bay Rossiter’i beş, altı yıldır
tanıyorum. Her yıl belli zamanlarda buraya gelir ve ben
karşılaştığımızda bir merhaba diyecek kadar onu tanırdım ama
daha fazla bir samimiyetimiz yoktu. Yine de onun hakkındaki
görüşlerim hep olumlu yönde olmuştu. Bakımlı, atletik, iyi bir
kulube mensup, nispeten her yerde popüler bir adamdı. Onu
yıllardır burada görmeme rağmen nasıl kumar oynadığı veya ne
kazanıp, ne kaybettiği hakkında hiç bir fikrim ve bilgim yoktu.
 He had an account with me and always paid very promptly
at the end of the month if there was any paying to be done.
“Mrs. Rossiter explained that the great problem of her life
had been her husband’s gambling. She had begged him to keep
away from the stock market and from cards, and he’d promise
her that he’d stop, but then he’d slip and get caught again. The
thirty thousand dollars he had lost on Wednesday about cleaned
him and his wife out. It meant – oh, I’ve forgotten what she told
me exactly: selling the home – it was mortgaged already, she
said, taking the two girls out of the school, herself perhaps
having to find a position. It was a long story, I don’t remember
the details, but I confess that I felt very sorry for her. Taking
those two girls out of school was what I believe impressed me, I
don’t know why exactly. Well, at any rate, I told her that I didn’t
like the idea of anybody coming here and losing everything.
Sentiment, if you like, but it’s good business at the same time. It
doesn’t help an establishment like this to get a reputation that
people can loose everything they have here. The result of it all
was that I agreed to give her back the money which her husband
had lost, but on one condition, and I made that point very clear:
John Rossiter was never to enter my place again. I don’t like that
kind of a loser around here. If he hasn’t got the money, he
shouldn’t play. She promised me with the tears running down her
cheeks, and I gave her the money, and she made me feel like a
damn fool by kissing both my hands and asking God to bless me
– all that foolishness that a grateful woman feels she has to do
when you do her a favor.
 Benim yerimde bir hesabı vardı ve ay sonunda, eğer
ödenmesi gereken borcu varsa vakit geçirmeden öderdi.
Bayan Rossiter, hayatındaki en büyük problemin
kocasının kumar oynaması olduğundan bahsetti. Kocasına borsa
ve oyun kağıtlarından uzak durması için yalvardığını, onun da bu
kötü alışkanlıklarına bir son vereceğine dair söz verdiğini, ama
sonra kaçıp bu illete yakalandığını söyledi. Çarşamba günü
kaybettiği otuz bin doların kendilerini çok kötü durumda bırakmış.
Yani, tam olarak şöyle demişti: O anda ipotek altında olan
evlerini satmışlar, iki kızlarını okuldan almışlar ve kendi de bir iş
bulacakmış. Oldukça uzun bir hikaye idi ve ayrıntıları tam olarak
hatırlayamıyorum, ama itiraf etmeliyim ki onun adına fazlasıyla
üzüntü duydum. Beni asıl etkileyen konu, sanırım iki kızını
okuldan almak zorunda kalması oldu. Sebebini de tam olarak
bilmiyorum ama yine de ona, insanların buraya gelip her şeylerini
kaybetmelerinin hoşuma gitmediğini, duygusallığı bir kenara
bırakırsak, aynı zamanda bunun iyi de bir iş olduğunu söyledim.
Ancak buraya gelen insanların her şeylerini kaybettiği şeklindeki
bir şöhretin, bu tipte bir iş yerine hiç de fayda sağlamayacağı
açıktı. Sonuçta, bir şartla, ona kocasının kaybettiği otuz bin doları
geri vermeye karar verdim ve bunu da açıkça ifade ettim. “John
Rossiter bir daha benim yerime gelmeyecekti.” Buralarda bu
şekilde sürekli kaybeden kişilerin bulunmasından
hoşlanmadığımı söyledim. Parası yoksa oynamamalı. Gözü yaşlı
kadın bana söz verdi. Parayı ona verince, kendimi aptal gibi
hissetmeme yol açacak şekilde, iki elime birden sarıldı ve
öpmeye, benim için dualar etmeye başladı. Bütün bunlar
minnettar bir kadının kendisine yapılan bir iyiliğe karşı olan
duygularının ifadesiydi.
 “I didn’t think anything more about the affair until the very
next afternoon when it was clearly brought back to my mind. My
floor manager came to me ant told me that John Rossiter has
just come in, and had gone to the gambling room, and was
playing at one of the tables. As a rule, I never mix in with what
happens outside, but this made me pretty mad, so I walked out
there myself.”
“I went straight up to him and said: ‘May I speak to you a
minute?’ And when we were off in a corner away from the crowd,
I asked him what he meant by coming into my place .”
“’I want to know what this means,’ I demanded. ‘Your wife
came to see me yesterday morning and told me about your
troubles and about your losing thirty thousand dollars here on
Wednesday, and I gave her back the money you’d lost on one
condition and that was that you were never to enter my door
again. Now, what do you mean by coming here?’”
Rossiter looked at me for a moment. Then he said:
“Why Mr. Whitney, there must be some mistake. I’m not
married!”
 Ertesi gün öğleden sonra, tekrar hatırıma gelinceye kadar
bu olay hakkında hiç bir şey düşünmedim. Kat görevlisi bana
geldi ve John Rossiter’in restorana geldiğini, kumar bölümüne
gittiğini ve bir masada kumar oynadığını söyledi. Genel kural
olarak, asla dışarıda olup bitenlerle ilgilenmem, ama bu durum
beni oldukça sinirlendirdi. Dolayısıyla oraya doğru yürümeye
başladım.
Doğruca ona doğru yaklaştım ve “Bir dakika konuşabilir
miyiz?” dedim. Gözden uzak bir köşeye gittiğimizde; “Buraya
gelmekle ne ima etmeye çalışıyorsunuz?” dedim.
Bütün bunların ne anlama geldiğini öğrenmek istediğimi
söyledim. “Karınız dün sabah beni görmeye geldi ve
sorunlarınızdan ve çarşamba günü kaybettiğiniz otuz bin
dolardan bahsetti. Ben de bir şartla parayı geri vereceğimi,
şartımın da sizin bir daha buraya adımınızı atmamanız olduğunu
söyledim.” “Şimdi buraya gelmekle ne demek istiyorsunuz?”
dedim.
Rossiter bir müddet sessizce yüzüme baktı ve sonunda:
“Neden, Bay Whitney? Sanırım bir hata olmuş. Ben evli
değilim ki!” dedi…