İrene’nin Kardeşi

Paylaş...
Share on Facebook0Tweet about this on Twitter0Share on Google+0Pin on Pinterest0
Irene’s Sister
Vina Delmar(İngilizce)
İrene’nin Kardeşi
Vina Delmar(Türkçe)
This is a story of 19_, the year that the schools did not
open on time, the year that plague descended and
caught us as terrified and as defenseless as though we were
inhabitants in some medieval city faced with a new and terrible
sickness.
I was a child at that time. My friends and I did not
understand. We asked questions but the grown-ups were as
confused and as frightened as ourselves. ”It’s infantile paralysis”
they told us. “It kills you or else it leaves you crippled forever.
Don’t go too close to anybody and don’t touch anything that a
strange child has handled”.
Fear held us so completely that we forgot how to laugh or to
play. I can remember lying in bed at night waiting for the disease
to strike at me. I had no idea what form it might take and lay very
quietly praying that when next I wished to move my legs or arms
I would be able to do so as I had always done in the past.
There was among us, however, who had no fear of the
terrible plague. That girl was Irene Crane. In my mind’s eye I can
still see her as she was back there in those difficult days. She
was a yellow-haired child with a happy ring to her laughter and
the greatest capacity for fun of anyone I’ve ever known. She was
the school beauty, popular with teachers and pupils alike and
she was not the most intelligent of our group that was easily
forgiven for one does not expect to find genius in a flower.
Irene had a sister who was a year younger. Her mother
called her Caroline, but outside the house she was known simply
as Irene’s sister. It was natural for her to be Irene’s sister just as
it was natural for us to be a nameless group of girls known as
Irene’s friends.
Bu 1900’lerde ; okulların zamanında açılmadığı, vebanın
musallat olduğu ve sanki yeni ve korkunç bir salgınla
karşılaşmış ortaçağ şehirlerinin sakinleriymişiz gibi bizi korkmuş
ve savunmasız olarak yakaladığı bir yılın hikayesi.
Ben o zamanlar çocuktum. Arkadaşlarım ve ben
anlamamıştık. Sorular soruyorduk fakat büyüklerimiz de bizim
kadar korkmuş ve şaşkındılar. Bize “bu çocuk felci sizi ya
öldürür ya da sizi sonsuza kadar sakat bırakır. Sakın her hangi
ibir yabancıya yaklaşmayın ve yabancı bir çocuğun kullandığı
herhangi bir şeye dokunmayın” diyorlardı.
Korku tamamen bizi sarmıştı ki gülmeyi ve oyun oynamayı
unutmuştuk. Geceleri yatağımda yattığımı ve hastalığın beni
yakalamasını beklediğimi hatırlayabiliyorum. Ne şekilde olacağı
hakkında hiç bir fikrim yoktu ve sessizce yatıp bir daha ne zaman
kollarımı ve ayaklarımı hareket ettiriyor olabileceğimi dileyerek
geçmişte her zaman yaptığım gibi dua ediyordum.
Bununla beraber, aramızda bu berbat vebadan korkmayan
bir kişi vardı. O kız İrene Crane’ndi. Onun tekrar o zorlu
günlerdeki halini hayal edebiliyorum. Gülüşündeki o mutlu
izlenimiyle sarı saçlı bir çocuktu ve tanıdığım herkesi
eğlendirebilecek en büyük yetenekti. Okulun güzeliydi ve
öğrenciler gibi öğretmenler arasında da popülerdi ve
grubumuzun en zekisi olmasaydı bile bu kolayca affedilebilirdi
zira insan çiçekte zeka bulmayı beklemez.
İrene’nin kendisinden bir yaş küçük bir kız kardeşi vardı.
Annesi ona Caroline derdi, ancak evin dışında kısaca İrene’nin
kardeşi olarak bilinirdi. Bizim isimsiz kız grubunun İrene’nin
arkadaşları olarak bilinmemizin doğal olduğu gibi onun için de
İrene’nin kardeşi olmak doğaldı.
 


Irene was the center of our small world and we revolved
about her brilliance and asked for no recognition for ourselves.
Irene’s sister, conscious of her inability to compete with the
beauty and enhancing manner of Irene was perfectly content to
be only a pale reflection of our yellow-haired commander.
Only once were we unable to think with Irene. That was
when she said : ”I’m not scared of that infantile paralysis. We
won’t get it. You’ll see. None of us will.”
We were ashamed of our fears but there they were just the
same.
I can remember the day that we all went over to Ginny
Smith’s house for games and light refreshments. For our health’s
sake, the grown-ups looked upon the party with some doubts,
but for the good of our morale they consented.
“After all”, they said to one another ,”it’s the same group of
girls who see each other almost every day anyway. It’ll be all
right.”
“It’s the same group except for Irene’s sister “She hadn’t
been invited because she was not in our grade at school and
Ginny Smith hadn’t known that Irene had a sister.
“It doesn’t matter “Irene said. ”Caroline isn’t feeling well.
She has an upset stomach ,I guess.”
The games were fun ,the food was wonderful we thought .It
had been a beautiful day in which we all seemed to forget for a
while that something strange and terrible walked everywhere
about us beyond the pleasant comfort of Ginny Smith’s house.
We were just collecting our hats and coats ,ready to leave ,and
thanking Ginny for a lovely day when the phone rang.
I can still see Ginny Smith’s mother as she stood talking on
that phone. I can see the look of horror that appeared on her
face. I can still see the tears that were in her eyes when she
hung up the receiver and turned to face us.
İrene ufak dünyamızın merkeziydi ve biz onun parlaklığı
etrafında dolanıyorduk ve kendi kendimize hiç bir tanıtım
istemiyorduk. İrene’nin gelişen tavırları ve güzelliğiyle rekabet
edemeyeceğinin farkında olan İrene’nin kardeşi, bizim sarı saçlı
komutanımızın sadece soluk bir yansıması olmaktan tamamen
memnundu.
Sadece bir kez İrene’yle beraber düşünemedik? “Şu çocuk
felcinden korkmuyorum. Ona yakalanmıyacağız. Göreceksiniz.
Hiçbirimiz yakalanmayacak” dediği zamandı.
Kendi korkularımızdan mahçup olduk, ancak o korkular hep
oradaydı.
Hafif içecekler ve oyun için Ginny Smith’in evine hep
beraber gittiğimiz günü hatırlayabiliyorum. Sağlığımızın hatırı için
büyüklerimiz partiyi biraz şüpheli buluyorlardı fakat moralimizin
iyi olması için partiyi kabul ettiler.
Birbirlerine “Ne de olsa, her gün bir şekilde birbirlerini gören
kızların aynı grubu, sorun olmayacak” diyorlardı.
“İrene’nin kardeşi hariç aynı gruptu.” O partiye davet
edilmemişti çünkü okulda bizimle aynı sınıfta değildi ve Ginny
Smith İrene’nin bir kardeşi olduğunu bilmiyordu.
İrene “sorun değil, Caroline kendini pek iyi hissetmiyordu.
Tahmin edersem midesi bozuk”dedi.
Bizce oyunlar eğlenceliydi, yemekler mükemmeldi. Ginny
Smith’in evinin cana yakın rahatlığının dışında, bizimle ilgili her
yere berbat ve garip şeyin yayıldığını unutmuş göründüğümüz
güzel bir gündü. Tam gitmeye hazırlandığımız, şapkalarımızı ve
montlarımızı alıp Ginny’e böyle güzel bir gün için teşekkür
ederken telefon çaldı.
Hala Ginny Smith’in annesini telefonda konuşurken kala
kaldığını hatırlayabiliyorum. Suratında beliren dehşet ifadesini
görebiliyorum. Hala telefonu kapatıp, bize döndüğünde
gözlerindeki yaşları görebiliyorum.
“Irene, “ she said in a choked voice.” That was your
mother. Your sister has infantile paralysis. You can’t go home.
You’ll have to stay here.“ There was a horrible pause .Then “It’s
to late for us to be afraid of you child. You‘ve been here all day.”
We went away without touching Irene, some of us without
speaking to her. The plague had reached out and struck at us.
We hurried home afraid of each other, ashamed of our fear and
unable to keep back the thought that tomorrow we would all be
attacked by death or lameness.
Irene stayed with the Smith’s I suppose. I don’t know.
I hurried home and wrote at once to my father. It must have been
an emotional, crazy little letter in which I begged him to come
and get me and take me to safety somewhere, anywhere. I did
not know that the plague was widespread. I thought it was just in
our town. Anyway my father came and took me away. I went
happily ,thankfully but I did not known as I went that it would be
fifteen years before I ever saw that town again.
I was a woman when I returned to visit and the first night I
was back I was surprised to find that my hostess’s living room
was decorated as though for a party.
“Just the old group” she explained. ”and their husbands.
You remember Ginny Smith, Lila Day the Crane girls and that
group.”
A strange feeling of terror ran through me at the mention of
the Crane girls. I was a child again frightened before a terrible
mysterious force that wanted to kill me.
“I remember them all, ”I said.” How are the Crane girls?”
“The same as ever ,just exactly the same. One popular and
one a complete failure “
“It’s cruel to say that “ I protested.” Caroline had paralysis .
How can you expect her to be-“
Boğuk bir sesle “İrene” dedi, “ Arayan annendi. Kardeşin
çocuk felcine yakalanmış. Eve gidemezsin. Burada kalmak
zorundasın.” Korkunç bir bekleyiş oldu. Sonra “Senden korkuyor
olmamız için çok geç çocuğum. Bütün gün buradaydın” dedi.
İrene’e dokunmadan, bazılarımız onunla konuşmadan
oradan ayrıldık. Veba bize ulaşmış ve bizi vurmuştu.
Birbirimizden korkarak, korkumuzdan utanarak ve zaptedmeyi
beceremediğimiz yarın ölmüş veya sakatlığa uğramış olma
düşüncesiyle aceleyle evlerimize gittik.
Tahmin edersem İrene Smith’lerde kaldı. Bilmiyorum. Ben
aceleyle eve gittim ve önce babama mektup yazdım. Babamdan
gelmesini ve beni almasını ve beni güvenli herhangi bir yere
götürmesi için yalvardığım duygusal ve biraz çılgınca bir mektup
olmalıydı. Vebanın çok yayılmış olduğunu bilmiyordum. Sadece
bizim kasabamızda olduğunu düşünüyordum. Her neyse babam
geldi ve beni alıp götürdü. Mutlu ve minnettar bir şekilde gittim
fakat giderken bu kasabayı tekrar görmem için on beş yıl
bekeleyeceğimi bilmiyordum.
Ziyaret için geri döndüğümde artık yetişkin bir kadındım ve
döndüğüm ilk gece ev sahibemin oturma odasını, sanki bir parti
için dekore edilmiş olarak bulduğumda şaşırdım.
“Sadece eski arkadaşlar ve onların kocaları. Ginny Smith,
Lila Day, Crane’nin kızları ve o grup” diye açıkladı.
Crane’nin kızlarının adı anıldığında garip bir korku ürpertisi
içimden geçti. Tekrar; daha önce beni öldürmek isteyen gizemli,
berbat bir gücün korkuttuğu bir çocuktum.
“Hepsini hatırlıyorum” dedim. “Crane’nin kızları nasıl?”
“Öncaden olduğu gibi aynı. Biri popüler ve biri tamamen bir
fiyasko.”
“Bunu söylemek acımasızlıktır” diye karşı çıktım. “Caroline
felç geçirdi. Ondan nasıl olmasını bekliyorsun?”
“But it’s Irene who is the failure. She is silly. Remember
how she used to laugh and play jokes all the time? She is still the
same, but now everything she says sound a little silly. But you
can’t invite Caroline without inviting Irene so we-“
“But is Caroline well?”
“Of course she is .She had good care and good sense used
on her and she is as fine as anyone. A lot finer ,I guess. She
went through so much pain and suffering that she has more dept
and understanding than most people. She is so strong and
dependable. Of course she thanks her doctor and her nurse and
her mother for everything and they say that it was Caroline’s
patience and courage that helped them to help her. Wait till you
see her. She’s-“
It was at that moment the doorbell rang that my hostess’s
mother who was looking out of an upstairs window , called us .I’ll
never forget her words .She called, ”Daughter, go to the door .It’s
Caroline’s sister “
My hostess looked at me and laughed. ”What did I tell
you?” she said.
“Fakat fiyasko olan İrene. O aptal…Hatırlıyormusun nasıl
gülüp, her zaman şakalar yapardı? Hala aynı, fakat şimdi
söylediği herşey biraz aptalca geliyor. Ancak Caroline’i, İrene’nı
davet etmeden çagıramazsın, bu yüzden biz de…”
“Fakat Caroline iyi mi?”
“Elbette iyi. Ona iyi dikkat ettiler ve iyi mantıklı davrandılar
ve şimdi herkes kadar iyi. Bence çok daha iyi. Çok fazla acı ve
ıstırap çekti ve şimdi çoğu insandan daha çok olgunluk ve
anlayışa sahip. Çok güçlü ve güvenilir. Elbette doktoruna,
hemşiresine ve annesine herşey için teşekkür ediyor ve onlar da
Caroline’nin sabır ve cesaretinin onların kendisine yardım
etmelerini sağladığını söylüyorlar. Onu görünceye kadar bekle.
O…”
Bu sırada kapı çaldı ve üst kattaki camlardan birinden dışarı
bakan ev sahibemin annesi bize seslendi. Onun sözlerini asla
unutmayacağım. “Kızım kapıya bak. Gelen Caroline’nin kardeşi”
dedi.
“Ev sahibem bana baktı ve güldü “Ne demiştim sana?”
dedi…