Dolambaçlı Bir Aşk Macareası

Paylaş...
Share on Facebook0Tweet about this on Twitter0Share on Google+0Pin on Pinterest0
Detour to Romance
Gilbert Wright(İngilizce)
Dolambaçlı Bir Aşk Macareası
Gilbert Wright(Türkçe)
Located in the checkroom in Union Station as
I am, I see everybody that comes up the
stairs.
Tony – who owned the magazine stand to my left-,
studied the laws of probability because he liked to bet on
the horse races. He claimed that he could calculate,
according to his system, that if I held my job one hundred
and twelve years more I would know everybody in the
world by sight.
And I came to the theory that if you wait long
enough in a big railroad station like Union Station you’ll
see everybody that travels.
I’ve told my theory to lots of people but nobody
ever did anything about it except Harry. He came in a
little over three years ago and waited at the head of the
stairs for the passenger from the 9:05 train.
I remember seeing Harry that first evening. He
wasn’t much more than a thin, anxious kid then. He was
all dressed up and I knew he was meeting his girl and
that they would be married twenty minutes after she
arrived. There is no use in my trying to explain how I
knew all this, but after you’ve watched people waiting at
the head of the stairs for eighteen years as I have done,
then it is easy.
Well, the passengers came up and I had to get
busy. I didn’t look toward the stairs again until nearly time
for the 9:18 and I was very surprised to see that the
young fellow was still there.
Union İstasyonunda emanet odasında
merdivenlerden yukarı çıkan herkesi
görebiliyorum.
Soldaki dergi bayisine sahip olan Tony, olasılık
kanunlarına çalıştı çünkü at yarışı oynamayı çok
seviyordu. Yüzoniki yıl daha bu işi sürdürürsem
dünyadaki herkesi simaen tanıyabileceğimi kendi
sistemine göre hesaplayabileceğini iddia ediyordu.
Bende, eğer Union İstasyonu gibi büyük bir tren
istasyonunda yeterince uzun beklersem seyahat eden
herkesi görebileceğim teorisine ulaştım.
Teorimi birçok kişiye anlattım fakat Harry’den
başka hiçkimse bu konuda birşey yapmadı. Üç yıldan az
fazla bir süre önce geldi ve 9:05 treninden gelen
yolcuları o merdivenlerin başında bekledi.
Harry’i o akşam ilk kez görüşümü hatırlıyorum. O
zamanlar zayıf, endişeli bir çocuktan başka birşey
değildi. İyi giyinmişti ve kızını beklediğini ve kız geldikten
yaklaşık yirmi dakika sonra evleneceklerini biliyordum.
Bütün bunları nasıl bildiğimi anlatmanın bir anlamı yok,
fakat benim gibi onsekiz yıldır merdiven başında
bekleyenleri seyredince bu çok kolay.
Yolcular geldi ve ben çok meşguldüm.
Merdivenlere doğru saat 9:18’e kadar bakmadım ve o
genç arkadaşın hala orada olduğunu görünce çok
şaşırdım.
 
 She didn’t come on the 9:18 either, nor on the
9:40, and when the passengers from 10:02 had all
arrived and left, Harry was looking pretty desperate.
Pretty soon he came close to my window so I called out
and asked him what she looked like.
You would have thought that I had checked her
among the packages in my checkroom from the way he
came over and half crawled through my window. “ She’s
small and dark,” he says, “and nineteen years old and
very neat in the way she walks. She has a face,“ he says,
thinking a minute “that has lots of spirit. I mean she can
get mad but she never stays long. And her eyebrows
come to a little point in the middle. She’s got a brown fur,
but may be she isn’t wearing it.”
I couldn’t remember seeing anybody like that.
He showed me the telegram he’d received:
ARRIVE THURSDAY. MEET ME AT STATION. LOVE
LOVE, LOVE. -MAY. It was from Omaha, Nebraska.
“ Well, “ I finally say, “ why don’t you phone to your
home? She is probably called there if she got in ahead of
you. “
He gave me a seek look, “ I’ve only been town two
days. We were going to meet and then drive down south
where I’ve got a job promised me. She- she hasn’t any
address for me. “ He touched the telegram.“ I got this
general delivery.“
With that, he walked off to the head of stairs to
look over the people from the 11:22.
When I came on duty the next day he was still
there and came over as soon as he saw me.
 Kız 9:18 treniyle de gelmedi 9:40’ta da gelmedi.
10:02 yolcularının hepsi gelip ayrıldıklarında, Harry
gerçekten umutsuz görünüyordu. Biraz sonra penceremin
yanına yaklaştı ve ona kızın neye benzediğini sordum.
Gelişi ve sürünmesinden onu emanet odasında
gelen bagajlardan kontrol ettiğimi düşünebilirdiniz,“ Küçük
ve esmer” dedi. “Ondokuz yaşında ve etkileyici bir
yürüyüşü var . Yüzü “ dedi bir dakika düşündü “ oldukça
anlamlı.” Demek istediğim kızar, fakat uzun süre kızgın
kalamaz ve kaşları ortada küçük bir nokta oluşturur.
Kahverengi bir kürkü var fakat belkide onu giymemiştir. ”
Öyle birini gördüğümü hatırlayamadım.
Bana aldığı telgrafı gösterdi . PERŞEMBE GÜNÜ
GELİYORUM. BENİ İSTASYONDA KARŞILA.
SEVGİLER, SEVGİLER, SEVGİLER.,-MAY. Telgraf
Omaha , Nebraska’dan geliyordu.
Sonunda “Evini neden aramıyorsun “ dedim. “Eğer
senden önce gelmişse mutlaka orayı aramıştır.”
Bana aptalmışım gibi baktı “Kasabaya geleli daha
iki gün oldu. Buluşup bana teklif edilen iş için güneye
arabayla gidecektik. Bana hiçbir adres vermedi.”
Telgrafa dokundu. “ Bunu genel postadan aldım. “
Bunu dedikten sonra merdivenlerin ucuna 11:22
trenindeki yolculara bakmaya gitti.
Bir sonraki gün mesaiye geldiğimde o hala
oradaydı ve beni görür görmez yanıma geldi.
 “ Did she work anywhere? “ I asked.
He nodded. “ She was a typist. I telegraphed her
former boss. All they say is that she left her job to get
married. “
Well, that was how it began. Harry meet every
train the next three or four days. Of course the railroad
line made a routine checkup and the police look into the
case. But nobody was any real help. I could see that they
all figured that May had simply played a trick on him. But
never believed that, somehow.
One day, after about two weeks, Harry and I were
talking and I told him about my theory. “ If you’ll just wait
long enough,” I say, “ you’ll see her coming up those
stairs some day. “ He turned and looked at stairs as
though he had never seen them before, while I went on
explaining about Tony’s figures on the Laws of
Probability. Next day when I came to work Harry was
behind the counter of Tony’s magazine stand. He looked
at me rather sheepishly and says, “ Well, I had to get a
job somewhere, didn’t I? “
So he began to work as a clerk for Tony. We never
spoke of May anymore and neither of us ever mentions
my theory. But I noticed that Harry always saw every
person who comes up to stairs.
Toward the end of the year Tony was killed in
some argument over gambling, and Tony’s widow left
Harry incomplete charge of the magazine stand. And
when she got married again some time later, Harry
bought the stand from her.
 “Kız bir yerde çalıştı mı?” diye sordum.
Başını öne salladı. “Daktilocuydu. Önceki
patronuna tegraf yolladım. Bütün bildikleri evlenmek için
işten ayrıldığıydı. “
İşte olay olay böyle başlamıştı. Harry sonraki üç
veya dört gün bütün trenleri karşıladı. Elbette demiryolları
rutin kontroller yaptı ve polis olayı araştırdı. Fakat
hiçkimse gerçek bir yardımda bulunamadı. Herkesin
davranışının açıkça May’in ona oyun yaptığı şeklinde
olduğunu görebiliyordum. Fakat nasılsa buna hiçbir
zaman inanmadım.
İki hafta geciktikten sonra bir gün, Harry ile
konuşuyorduk, ve ben ona teorimden bahsettim.“ Eğer
yeteri kadar beklersen“ dedim, “birgün onun o
merdivenlerden yukarı çıktığını göreceksin. “Ben Tony’nin
olasılık konuları hakkında açıklama yaparken, o arkasına
döndü ve merdivenlere daha önce onları hiç görmemiş
gibi baktı .
Ertesi gün işe geldiğimde Harry, Tonny’nin dergi
büfesinin tezgahının arkasındaydı. Bana sıkılgan bir
şekilde baktı ve “ Bir yerde iş bulmak zorundaydım, değil
mi? “ dedi.
Sonuçta tezgahtar olarak Tony için çalışmaya
başladı. May hakkında daha fazla hiç konuşmadık,
teorimizden hiç bahsetmedik. Fakat Harry’in gelen her
kişiyi daima gözlediğini farkettim.
Senenin sonuna doğru Harry bir kumar oyunu
yüzünden çıkan tartışmada öldürüldü ve Tonny’nin dul
kalan eşi büfenin tüm sorumluluğunu Harry’’e bıraktı. Bir
süre sonra tekrar evlendiğinde ise Harry büfeyi ondan
satın aldı.
 He borrowed money and installed a soda fountain and
pretty soon he had a very nice little business.
Then came yesterday. I heard a cry and a lot of
things falling. The cry was from Harry and the things
falling were a lot f dolls and the other things which he had
upset while he was jumping over the counter. He run
across and grabbed a girl not ten feet from my window.
She was small and dark and her eyebrows came to a
little point in the middle.
For a while they just hung there to each other
laughing and crying and saying things without meaning, “
It was the bus station I meant- “ and he’d kiss her
speechless and tell her the many things he had done to
find her. What apparently happened three years before
was that May had come by bus, not by train, and in her
telegram she meant “ bus station “, “ not “ railroad station
“. She had waited at the bus station for days and had
spent all her money trying to find Harry. Finally she got a
job typing.
“ What? “ says Harry. “ Have you been working in
town? All the time? “
She nodded.
“ Well, Heavens – didn’t you come down here to the
station? “ He pointed across to his magazine stand. “ I’ve
been there all the time. I owned it. I’ve watched
everybody that came up the stairs –“
 Borç alarak bir soda tezgahı kurdu ve kısa bir süre sonra
küçük, güzel bir işe sahip odu.
Sonra dün geceye geldik. Bir çığlık ve bir çok
şeyin yere düştüğünü duydum. Çığlık Harry’den
yükseliyordu ve düşen şeyler de tezgahın üzerinde
zıplarken yere düşürdüğü bir çok oyuncak ve diğer
şeylerdi. Karşıya doğru koştu ve penceremden üç
metreden daha yakında bulunan bir kızı elleriyle yakaladı.
Kız ufak tefekti ve kaşları ortada birleşerek nokta
oluşturuyordu.
Bir süre orada birbirilerine sarılmış olarak kaldılar,
ağladılar, güldüler ve birbirilerine anlamsız şeyler
söylediler. “kasdettiğim otobüs durağıydı“ gibi kız birkaç
kelime söyledi. Harry, kızı birşey söyleden defalarca öptü
ve onu bulmak için yaptığı birçok şeyi anlattı. Belliki üç
yıl önce, May trenle değil otobüsle gelmişti ve telgrafında
bahsettiği “otobüs durağıydı, demiryolu istasyonu
değildi.“ otobüs durağında günlerce beklemiş ve bütün
parasını Harry’i bulmak için harcamıştı. Sonuçta daktilocu
olarak bir iş bulmuştu.
“Ne ? “ dedi Harry. “Bütün bu süre boyunca bu
kasabada mı çalışıyordun ?
Evet anlamında başını salladı.
Aman Allahım, “ Hiç aşağıya bu istasyona
gelmedin mi?“ diyerek kaşıdaki dergi büfesini işaret etti. “
Bütün bu zaman boyunca ben oradayım. Orası benim.
Merdivenlerden çıkan herkesi seyrettim. “
 She began to look a little pale. Pretty soon she
looked over at the stairs and said in a weak voice, “ I-I
never came up the stairs before. You see, I went out of
town yesterday on a short business trip – Oh Harry! “
Then she threw her arms around his neck and really
began to cry.
After a minute she backed away and pointed very
stiffly toward the north end of the station. “
Harry, for three years, three solid years, I’ve been
right over there – working right in this very station, typing,
in the office of the stationmaster.
The wonderful thing to me is how the Laws of
Probability worked so hard so long until they finally got
May to walk up those stairs of ours.
 Kız hafifçe solgunlaşmaya başladı. Kısa bir süre
sonra merdivenlere baktı ve “ O merdivenlerden daha
önce hiç çıkmadım. Gördüğün gibi dün kısa bir iş gezisi
için kasaba dışına çıkmıştım. Oh,Harry ! “ Sonra kollarını
Harry’nin boynuna doladı ve gerçekten ağlamaya başladı.
Bir dakika sonra, biraz geriye çekildi ve kaskatı bir
şekilde istasyonun kuzey ucunu göstererek; “Harry, üç
yıldır, üç uzun yıldır ben tam oradaydım, işte bu
istasyonda çalışıyordum. İstasyon müdürünün ofisinde
daktilocuydum.“
Benim için mükemmel olan Olasılık Kanununun
böyle zor çalışması ve çok uzun bir süre sonra May’i bize
kavuşturmasıydı.